  
Hatırla Sevgili'de herkesin performansı konuşuldu; özellikle Beren Saat ve Cansel Elçin için çok şey yazıldı. Ama asıl Nejdet; yani biraz mahcup, biraz güvensiz, gizli aşk yaşayıp söyleyemeyen, bütün bunlara rağmen aslında yürekli, insancıl tiplemesiyle dikkatleri üzerine topluyor. Tabii Okan Yalabık sayesinde. Hele geçtiğimiz haftalarda Nejdet'in, onu o küçük pastanede çalışmaya mecbur tutan, oğlunun hayallerini gerçekleştirmesine izin vermeyen babasıyla bir sahnesi vardı ki Baba-oğul, hesaplaşma-bağışlama-sarılma sahnesi, son yıllarda televizyon dizilerinin hiçbirinde görülmeyen, sinema filmi tadında, sahicilikte ve etkileyicilikteydi. Babasına saygısızlık etmeden, kendi hayatını yaşamaya kararlı olarak gitmeye karar veren Nejdet 'gidiyorum' derken, tartışmayı endişeli gözlerle izleyen annesine, elini dudaklarına hafifçe değdirerek öpücük yollayışı da yıllar sonra hatırlanabilecek denli vurucuydu. Belki iyi oyunculuğun birçok tarifi vardır; ama sanırım iyi bir oyuncu, tıpkı güzel bir şarkı, etkileyici bir müzik, insanı yerine çakan bir film, unutulmaz bir roman gibi kalbinde delik açıp, iz bırakan bir şey. Okan Yalabık bunu başarabilenlerden. Zaten konservatuvar mezunu, bugüne kadar birçok dizide rol aldı ama onu kitlelere tanıtan dizi 'Serseri' oldu. Hatta o dönemde Gamze Özçelik'le yaşadığı ilişki nedeniyle magazin basınının da gündemindeydi. Sonra çekildi ortalardan. En son 'İlk Aşk' filminde gördük onu ve şimdi de 'Hatırla Sevgili'de döktürüyor! Onunla röportaj yapmam da biraz maceralı oldu. Defalarca mesajlaşma, mailleşme; birkaç sitem dolu telefondan sonra, deniz kenarındaki bir kahvede söyleşi gerçekleşti
Nejdet rolünün sizle bir benzerliği var mı? O da sizin gibi biraz içine kapanık gibi..
Kendimle ilgili bir kıyas yapmam, bir benzerlik olduğunu söylemem doğru değil. Rolle ilgili şunu söyleyebilirim; okuduğum zaman sevdim ve beni heyecanlandırdı. Çok severek oynuyorum.
Rol için diğer oyuncular gibi siz de o yılları araştırma sürecinden geçtiniz mi?
78 doğumlu olduğum için ben ve benim kuşağım Özal'la gözümüzü açtık. Bu projenin başlaması o dönemi öğrenmeye bir vesile oldu. Yapım ekibinin araştırma yaptığı dosyalar vardı. Zaten Can Dündar'ın da başında olduğu son derece sağlam bir danışman kadromuz var. Siyasal tarihte yer alan bir hikaye olduğu için, tarihe bağlı kalınması gerekiyor; sonuçta bir TV draması ama belge niteliği de taşıyor. Her şeyi kafanıza, hayal gücünüze göre yapamıyorsunuz. 'Demir Kırat' belgeselini izledik. O çok önemli bir belgesel.
O günden bakınca İstanbul'u nasıl buluyorsunuz?
Tabii orada dekorların içindeyiz ama gerçek olduğunu hayal ettiğiniz zaman, filmde yaşıyormuşsunuz gibi bir duygu; çok değişik.
Konservatuvara girişiniz ve oyunculuğa heves edişiniz nasıl oldu?
Ortaokula başlayacağım sene ağabeyim Ferhan Şensoy'un 'Ferhangi Şeyler' adlı oyununun audio kasetini getirmişti. Sürekli dinledim; farkında olmadan ezberlemişim. Sonra üç yıl boyunca temsiller verdim, o oyunu oynadım okulda, boş derslerde. İnsan karşısına çıkma ve tiyatro yapma fikri o zaman oluştu.
YAPABİLECEĞİM TEK İŞ BU
Konservatuvarı kazanmanız kolay oldu mu?
İkinci girişimde kazandım; zaten oyunculuktan başka bir şey de düşünmüyordum artık. Liseden beri 'tiyatrocu olacağım' diyordum.
Oyuncu olmanızda kendini göstermek mi yoksa başka birinin yerine geçme arzusu mu daha etkili oldu?
Bilmiyorum. Çok severek yapıyorum ve yapabileceğim tek şey bu.
Tercih ettiğiniz roller var mı?
Derdi olan rolleri seviyorum. Derttir rolleri izlenir kılan. O karakterin ne kadar çatalı, ne kadar derdi varsa o kadar eğlenceli oluyor o rolle uğraşmak.
Sizin hayatla ilgili bir derdiniz var mı?
Var tabii, herkesin bir derdi vardır. Nedir diye mi soracaksınız, nedir diye sorulur mu?
Niye sorulmasın?
Hayatla ilgili derdin diye bir soru olur mu? Anlatması günler sürer...
'Hatırla Sevgili'de, baba-oğul sahnesi çok etkileyiciydi. Annenize öpücük gönderme sizin düşündüğünüz bir şey miydi?
Evet.
Çok keyifli yazılmış bir sahneydi
Gerçi 60'ların delikanlısı annesine öpücük verir mi onu da bilmem?
Dertler aynı galiba. Yaptığımız iş en başından beri, 60'lardan da önce, insanın kendisiyle ilgili bir iş. Hepimizin dertleri aynı farklı şeylerle dile getirsek de hepimizin ortak parantezi insan.
'İlk Aşk'ta oynadınız başka bir sinema projesi var mı?
Önümüzdeki günlerde vizyona girecek 'Mavi Gözlü Dev'de bir sahnem vardı. Üç-beş saniyelik küçük bir şeydi ama izlediğimde gözlerime inanamadım. Yetkin Dikinciler çok güzel oynamış. Uluslararası bir performans çıkarmış.
İyi bir oyuncusunuz, iyi bir oyuncu olmak için ne gerekiyor?
Oyunculukla ilgili konuşmak istemiyorum. Oyunculuk çok özel bir şey değil. Özel bir şey gibi gösterildiğinde kötüleşiyor.
Özel değil diyorsunuz ama Uğur Yücel, Şener Şen, Haluk Bilginer gibi kaç oyuncu var ki ?
Bakın ne güzel sıraladınız, onlar varken benim oyunculuk üzerine bir şey söylemem yakışık alır mı? Daha 28 yaşındayım.
Siz de hiç açılmıyorsunuz, kasıldım kaldım. Ne sorayım yani? 'Issız adaya giderken yanınızda götüreceğiniz üç şey nedir'i mi?
Cevap verebilirim, sorun?
Issız adaya giderken yanınızda götüreceğiniz üç şey nedir?
Mazhar- Fuat-Özkan.
Sağ olun röportajı kurtardınız
Tiyatro sahnesinde 6 erkek
Geçen yıldan bu yana Kenter Tiyatrosu'nda 'Kumarbazın Seçimi' adlı oyunda rol alıyor Okan Yalabık. 'Damakta bıraktığı lezzet itibarıyla çok keyifli bir oyun; oynayan için böyle, umarım izleyen için de öyledir' diyor oyun hakkında.
Köksal Engür, Cüneyt Türel, Baki Küçükçağlayan, Engin Hepileri, Bülent Şakrak ve Okan Yalabık'ın oynadığı oyun, bir restoranda geçen kumar hikayesi. Gerisini Yalabık'tan dinleyelim: 'Aslında pokerle ilgili, çok değişik bir matematiği var. Kimsenin kazanmadığı bir poker oyunu oynanıyor sahnede. Ben, beceriksiz, herkese borcu olan, babasının gölgesinde kalmış mekan sahibinin oğlunu oynuyorum '



60 İhtilalinin Yaralı Yürekleri
Atv'nin Türkiye'nin yakın siyasi dönemine ayna tutan dönem dizisi "Hatırla Sevgili", uzun bir ekran macerasının ardından nihayet son haftalarda beklene reyting başarısına ulaştı. Yayın günü, yönetmeni ve senaryosu değiştirilen dizi, iki aşk arasında kalan bir genç kızın yaşadığı olayların çerçevesinde 60 ihtilalini günümüze taşıyor ve izleyenleri geçmişin sararmış yapraklarında gezintiye çıkarıyor. Başlıca rolleri Beren Saat, Cansel Elçin, Okan Yalabık, Avni Yalçın, Engin Şenkan, Lale Mansur, Ayda Aksel, Hüseyin Avni Danyal ve Nergis Öztürk'ün paylaştığı dizinin yönetmen koltuğunda Ümmü Burhan oturuyor.
Beren Saat: Kötü kadını oynamam.
—Aşka Sürgün'den sonra "Hatırla Sevgili" de rol almaya başladınız, hayranlarınızdan nasıl tepkiler aldınız?
Hayranlarımdan olumlu olduğu kadar olumsuz tepkiler de aldım. Bazı seyirciler "bu rol sana yakıştı mı? Sen bizim Zilan bacımızsın" diye tepki gösterdiler. Televizyonda ben zaten hayat kadını ve kötülük yapan kadını oynamak istemiyorum. Bu tarz şeyleri sinema filminde oynamayı isterim. Çünkü insanlar inanıyorlar. Zaten o tarz rollere cast olarak da tercih edilmiyorum. Masum yüzlü küçük roller için tercih ediliyorum. Ama o yüzden çok kaygım olmadı. Halk kendini dizilere kaptırıyor. Bu yüzden öyle kötü rolleri oynamam.
— Dizide heyecan iyice tırmanıyor, hikâye nereye doğru gidecek?
Dizide aşkına kavuşamayan bir kadının hikâyesini anlatıyoruz. Bir yandan Necdet ile evliliğim, diğer yanda Ahmet'e olan aşkım sürüyor. 1966 yılından 1970 yılına kadar Ahmet'le kavuşmam söz konusu değil. Çünkü Yasemin’in Kurulu bir düzeni ve Ahmet’ten olan bir kızı var. Sonuçta Necdet'e âşık değil, onunla birbirini seven iki dost durumu yaşıyor ama huzurlu bir hayatı var. Mutsuz değil, 70 yılından sonrasını açıkçası ben de bilmiyorum.
— En etkilendiğiniz bölüm hangisi oldu?
İhtilal sabahı, yargılanma ve asılmaları çektiğimiz bölümde çok derinden etkilendim. O sahnelerde gözyaşlarıma hakim olamadım. Kendimi bir boşluk içinde hissettim. 1984 doğumluyum ve o yılları düşününce çok kötü oldum. Özgürlüğün kısıtlanması durumunun ne kadar acıklı ve vahim bir şey olduğunu çok net idrak ettim. Özgürlüğün kısıtlanması beni çok yaraladı.
— Yasemin karakterini canlandırırken siz ona kendinizden neler kattınız?
Yasemin'i kendimden çok besledim. Yasemin benim 14 yaşımdaki halimi içeriyor. O zamanlar da ayakları yere basan bir kızdım. İzleyen arkadaşlarım beni aradı ve " ya bu Yasemin senin 14 yaşındaki haline benziyor" dediler.
— Çekimler dışında zamanınız nasıl geçiyor?
Dizi çekerken benim için hayat duruyor. Ne arkadaşlarımı görebiliyorum ne de okula gidebiliyorum. Dolayısıyla boş kaldığımda kendime zaman ayırıyorum. Spor ve resim yapmaya çalışıyorum
- Oyunculukta şimdiden hayalini kurduğunuz bir rol var mı?
30'lu yıllar beni çok etkiliyor. Bir caz şarkıcısını canlandırmak isterdim ama öyle bir film çekildi. Chicago çekildiği zaman çok kıskandım. Hayatımın sonuna kadar kıskanacağım bir filmdir Chicago.
— Dizide tutkulu bir aşıksınız, özel yaşamınızda bu durum nasıl?
Bilmem ki bunu karşı tarafa sormak gerek. Bunu sadece aşk özelinde konuşmamak lazım. Bana göre hayat sevmekle başlar.
— Peki, karşı tarakta şu an kim var, ona soralım bunu?
Olduğu zaman paylaşırız. İlişki, evlilik vs. durumları hiç belli olmayan sürpriz konular. Geçenlerde bunu annemle de konuştum. Anneme de aynı şeyi söyledim o hemen karşı çıktı. "Hayır, sen daha küçüksün, 28'inden önce olmaz" dedi. Ben de belli olmaz deyince, çok şaşırdı.
__________________

Cansel Elçin, Hello! dergisine verdiği röportajda, “Yetenek diye bir şey yok. Hayat isteklerden oluşur” dedi
“Hatırla Sevgili” dizisinin yakışıklı oyuncusu Cansel Elçin’in oyunculuktan sonraki hedefi yönetmenlik yapmak... Gelecek planlarının temellerini şimdiden atan Elçin, Hello! dergisine verdiği röportajda, “Yetenek diye bir şey yok. Hayat isteklerden oluşur” dedi. "Kırık Kanatlar"daki Yüzbaşı Cemal rolünün ardından "Hatırla Sevgili" dizisindeki Ahmet karakteriyle akıllara kazınan, özellikle de kadınların hayranlığını kazanan ve "Küçük Kıyamet" filminde de başrol oynayan Cansel Elçin, şu sıralar "Hatırla Sevgili"de Yasemin’e olan tutkulu aşkıyla izleyicileri romantizmin büyülü dünyasında gezdirmeye devam ediyor.Yaşam serüveni de hayli hareketli geçmiş Cansel Elçin’in. O dokuz yaşındayken terzi babası Tire’den kalkıp ani bir kararla Paris’e gitmiş. Büyük bir kültür şoku yaşayan Elçin’in daha İstanbul’u bile görmeden böyle bir değişim yaşaması zor olmuş haliyle. Liseyi bitirince aile mesleği olan tekstil işine girmiş. Ağabeyiyle birlikte ticaretle uğraşırken, farklı bir şeyler yapmak istediğini keşfetmiş. O ara siyaset-ekonomi okumuş. 24 yaşındayken tiyatro eğitimi almaya karar vermiş ve Ecole Florent’e yazılmış. Sinema ve oyunculuk aşkını Cansel Elçin anlatıyor.
Türk sinemasında gelinen noktayı beğeniyor musunuz?
- Gerçekten bir Türk sineması var. Yavaş yavaş açılmaya başlıyor. Konular değişiyor, evrensel bir sinemaya doğru gidecek. Bunu Fatih Akın’ın ve Semih Kaplanoğlu’nun filminde de görüyoruz. Türkiye’yi Avrupa’da nasıl anlatabilirsiniz? Bence ülkeleri, insanları en kısa yoldan anlatmanın yolu sinema... Sinemanın içinde bütün sanatlar var; fotoğraf, resim, müzik, tiyatro.
Sizi derinden etkileyen sinema filmi hangisiydi?
- Ben "Yüzüklerin Efendisi", "Medusa Darbesi" gibi filmlerin, Kim Ki Duk, Michael Haneke gibi yönetmenlerin izleyicisiyim.
Sinema, ne ifade ediyor?
- Sinema bir felsefe.
"Kelebek" adlı bir de kısa filminiz var. Uzun metraj film çekmeyi de düşünüyor musunuz?
- Bir kitap okudum, onu filme çekmek istiyorum. Ama daha projenin başındayım. Hayat tecrübesi olarak biraz daha pişmem gerek. Bence film yönetmek, kitap yazmak gibi bir şey. Bazıları 20 yaşında çok güzel kitaplar yazıyor, ama benim daha zamana ihtiyacım var.
Oyuncu yönetmek korkutur mu sizi?
- Beni en korkutan şey, ön çalışmalar... Herkes ne yapacağını bildikten sonra, set keyifli yerdir.
Sophie Marceau, "Bütün yönetmenlerin biraz aktör olması lazım. En azından bir iki filmde oynaması gerek" diyor.
- Çok haklı. Türkiye’de gördüğüm kadarıyla yönetmenler hiç oyunculuk yapmamış. Dünyada "aktör yönetmenliği" diye bir olay vardır. Yönetmenin bunu da bilmesi gerekiyor. Genelde Türkiye’de yönetmenler, görüntü yönetmenliğinden geliyor. Tek
başına mücadele etme olayları var.
Güzel sanatların başka hangi alanına ilgilisiniz?
- Resim. Kendim yapmıyorum tabii... Dünyada yetenek diye bir şey yok. Benim hayran olduğum ünlü müzisyen, aktör Jacques Brel şöyle demiş; "Hayatta yetenek yok, Tanrı gelip birisini seçmiş ve ona bir yetenek vermiş gibi bir olay yok, ona inanmıyorum. Sadece hayat isteklerden oluşuyor." Sen bir şey istediğin zaman o başlıyor. Geri kalanın hepsi çalışmak. Benim en nefret ettiğim şey, kendini geliştirmeyen insanlar. Çalışınca başkalarından daha iyi şeyler yapma şansın oluyor. Hayatta bildiğiniz kadarsınız. Neden bir oyuncu bir başkasından daha iyi oynuyor? Çünkü o adam daha çok biliyor. Çünkü daha çok çalışmış, yaşamış, gezmiş.
En çok kime benzersiniz?
- Karakter olarak babama benziyorum.
Tire’deki hayatınız nasıldı? Sinema sevdası çocuk yaşta başlamış olmalı...
- 16 yaşıma kadar sürekli Türkiye’ye gidip geldiğimizde çok mutluydum. Çünkü iki ay tatilimiz oluyordu, o iki ayı Tire’de arkadaşlarımla sonuna kadar yaşıyordum. Şener Şen’in "Züğürt Ağa"sından tutun "Selamsız Bandosu"na, "Hababam Sınıfı"na kadar... İlk defa "Rocky"yi burada izledim. "Hatırla Sevgili"deki gibi, açık hava sineması, gazozlar ve çekirdekler... Ve film kopuyordu, bağırılıyordu. Filmdeki sevişme sahneleri kesiliyordu. Ağabeyime soruyordum "Ne oluyor?" diye... "Sen anlamazsın" diyordu. İlk izlediğim film, Clint Eastwood’un "İyi, Kötü ve Çirkin"iydi. Sonra Orhan Gencebay’lar, Ferdi Tayfur’lar... Onlarla büyüdüm. Sinemaya gitmeyi çok seviyordum. Sinema duygusunu bir yerde abim verdi galiba.
Fransa’da ekonomi ve sosyal bilimler okudunuz...
- Ailece çalışmaya başladık Özal döneminden sonra. Avrupa’da yaşamak bir Türk için zordu, ama kendimizi toparladık. Bir şeyler öğrenmek ve kendimi bulmak istedim. Kim olduğumu bilmiyordum. Çünkü Fransa’dasınız, bir yandan Türkiye’desiniz. İki kültür arasında kalmış çocuk olarak; edebiyat, tiyatro, kendimle yüzleşmem ve kendimi tanımam için çok yardım etti. Ondan sonra da oyunculuk mesleğinden zevk aldım. Okurken fazla param yoktu, arkadaşımla gidip garsonluk, şoförlük yapıyordum ama çok mutluyduk. Her gün oyun izlerdik.
İstanbul’da da mutlu musunuz?
- İki sene oldu İstanbul’a yerleşeli. Çok şanslı bir hayatım var; dolu dolu, derin insanlarla yaşıyorum sinema camiasında. Çok özgür edebiyat konuşmaları oluyor.
Güzel işlerde rol aldınız...
- O, Tomris Giritlioğlu’nun sayesinde oldu. Türkiye’nin en büyük yapımcısı. Türk sinemasını artık bilmeye, öğrenmeye başlıyorum. Burada imkanlar çok, bu çok güzel. Benim Türkiye’de yapacak çok işim varmış gibi geliyor. Küçük bir parça olmam önemli o işlerde.
"Hatırla Sevgili"ye ve orada canlandırdığınız Ahmet’e herkes bayılıyor...
- Orada aşk hikayesi var ve Türk tarihi anlatılıyor. Aşk hikayesinde bir parçayım. Genç kuşağın bu diziden bir şeyler öğrenmesi, aklında kalması benim için bir başarı. Yasemin’in gözüne 80 bölüm daha bakabilirim.
Aşk yorumunuz?
- Jacquel Brel, kadınları çok üst seviyeye koyuyordu ve kendine layık bir kadın bulamıyordu. Buradaki aşk da o kadar temiz. Bence bu çok güzel bir paralel.
Ben hiçbir şeye
bağımlı değilim
Eskiyi seviyorsunuz. Vazgeçemediğiniz spor ayakkabılarınız
- Tenis seven biriyim. John McKenna, Jimmy Connors, Roland Garros’u çok izledim. O ayakkabıları 15-16 yaşındayken almak istiyordum. Para biriktirip almıştım da... Erkek çocuğun küçüklüğünde ayakkabı çok önemli. Beş sene önce o ayakkabıların aynısını yine aldım, delindi ama bir türlü çöpe atamıyorum. O ayakkabılar benim ruhum oldu, seviyorum.
Alışkanlıklarınıza bağlı mısınızdır?
- Hayır. Ben hiçbir şeye bağımlı değilim. Galiba ilk şarabımı 14 yaşında içtim. Şimdi sadece rol icabı içerim mesela...
|